Son Saçmalamalar

Son Taşlananlar

altın fiyatları

Pazartesi, Ağustos 22, 2011

Kısa film senaryosu

Aklımda güzel bir senaryo var. Hatta unutmayım diye bir yerlere de karaladım. Cidden iyi...

Hatta öyle ki başrol oyuncusu ve seslendirmeleri yapacak şahısları da tespit ettim. Çekim yapılacak yerlerin koordinatları da mevcut. Çok fazla amatör kısa film izleyip, sürekli teknik açıdan incelemiş biri olarak çok iddialı buluyorum bu senaryoyu. Vurucu bir senaryo. Yani şaşırtmaçlı :)

Ama gel gör ki kamera yok, dslr makina yok, ışık yok, kameraman yok, para yok, adam yok, ee ne demeye yazıyorum o zaman? Tamamen vakit kaybı.

Perşembe, Ağustos 11, 2011

Hırs ve Azim

Hırs ve azim arasında keskin farklar vardır. Deriz ya hani 'ne güzel çok hırslı çocuk, kesin başarır!' Yok, başaramaz. Sanıyorum, azimli demeliydik... Azim başarının anahtarıdır, hırs değil...

Neden?

Azim kararlılıktır,
Hırs tutku...

Hırs da başarıyı getirebilir ama hırs doyumsuzlukla beslenir. Azim ise doyum noktasına ulaşmak için yapılan planlı hareketlere verilen addır.

Neden mi?

Barbarossa harekatı herşeyi açıklar...
Eğer Adolf Hitler isimli insanlığın yüz karalarından bir simge, azimli olsaydı Barbarossa Harekatı adında tarihi bir gerçek yaşanmazdı. Çünkü Hitler'i Ruslara saldırtan azim değil hırstı... Avrupa'yı dize getirmişti. Kolay değil... Yıldırım taktiği de hırsı yüzündendi. Hırs müthiş bir tutkudan beslendiği için acele ettirir organizmayı. Acele etti Hitler. Hırsı onu hastalıklı derecede etkilemişti. Çabuk sonuç istiyordu. Çünkü hücreleri doymuyordu...

Hitler'i dönemin en büyük devletlerinden Sovyetlere saldırtan hırsıydı. Neden mi?

Eğer içindeki hırs değil azim olsa beklerdi. Sovyetlerle arasında mini bir soğuk savaş yaşansa da saldırmazlık anlaşmasını fesh etmezdi. Çünkü zaten tüm Avrupa'yı zaptetmişti. 6 senede dünyanın en büyük ordusunu kuran bu adam bir 6 sene daha neden sabredemedi?

Azimli bir insan planlamalarını sonuca yönelik yapar, bu uğurda yoğun çaba sarfeder. Azimli insanı programının dışına çıkarabilecek çok az şey vardır. Çünkü hedefi başarıdır, son noktayı görmek için uğraşır. Doyumsuzluk yoktur, doyum arzusu vardır. Daha sakin kafayla hareket eder, yılmaz. Hırslı insan ise içindeki tutkuyu dizginlemek için çaba sarfeder, olumsuzluklar karşısında afallar. Kararlı değildir tutkuludur.

Aşk denilen olayda da böyledir. Hırslı insan kendine zarar verir. Olmuyorsa, umutsuzluğa kapılır, yanlış şeyler deneyebilir, zarar verir istemediklerine. Azimli insan ise kararlıdır. Olumsuzluklar karşısında üzülür ama yılmaz. Bilir başka yolların da olduğunu.

Farkı budur. İçimizdekinin hırs mı azim mi olduğunu ayırt etmek önemlidir bu yüzden. Ayırt etmek yetmez, değiştirmek...

Ben neredeyim?

Kaybedenler Kulübünü izledikten sonra baya dinlemiştim bu parçayı. Şimdi de Facebook'ta bir kardeşim paylaşmış. Ne denir ki, nerede olduğunu unutuyor insan -) Akılda sorular hem de cevapsız...



Çarşamba, Ağustos 10, 2011

Fanatizm

Hatırlarsınız, Galatasaray zor bir dönemden geçti Adnan Polat başkanlığından 1-2 sene önce. Sonra bir kampanya başlattı Polat başkan. Dedi ki bakın Galatasaray'ımız zor durumda, gelin birlik olalım. Televizyon programına katıldı hatta. Hakan Şükür falan da yardım etmişti yamulmuyorsam.

Fenerbahçe şike soruşturması kapsamında zor günler geçiriyor. Aziz başkan içeride. Bir kampanya başlatıldı. Aziz başkanın rüyasını gerçekleştirelim, 1 milyon taraftar kart satalım diye. Kart 35 tl. Hatırlarsınız, şike soruşturması başlayınca Fenerium mağazaları tam verimle çalışmış, binlerce kişi akın etmişti...


Şimdi düşünüyorum da...


Galatasaray'a kimler yardım etti? Taraftarlar. Kim bunlar?
Fenerbahçe'ye kimler yardım etti? Taraftarlar. Kim bunlar?





Herhangi bir maçta takımını desteklemek istersen eğer, 50-60 tl gibi bir rakamı cebinden çıkartmalısın öyle değil mi? Takımına destek olmak için gerektiğinde yardım kampanyasına da katılmalısın. Kart da alacaksın paşalar gibi çünkü sen taraftarsın.

Der ya Çarşı grubu hep Beşiktaş değil BeşiktAŞK diye...

Futbol aşk maşk değildir. Hiçbir futbolcu, hiçbir takım parayı haketmez. Çünkü hiçbir futbolcu pazarlık yapmadan sözleşmeye imzasını atmaz. Avrupa'dan teklif geldiği zaman koşa koşa kaçar. 2 milyon dolar değil de 1,5 milyon dolar aldım diye türlü naz yapar. Çünkü futbolcu profesyoneldir.

Hiçbir zaman sokaktan birisi bir takımı yönetemez. Başkanlar zengindir, takımına transfer yapar gerektiğinde parasıyla. Borçlandırır klübü ama olsun. Parası vardır...

Peki paranın olduğu yerde aşk olur mu?
Ya da profesyonel kelimesiyle sevgi kelimesi yan yana gelebilir mi? Siz hiç çok profesyonel bir evilik gördünüz mü?

Takımı yenildiğinde morali bozuk gezen vatandaş! Cebinde 200 tl parası olup da hepsini taraftar mağazasında tüketen akıllı! Gerçek taraftar sen değilsin... Çünkü seni gittiğin kulüp tesisinden bile sokmazlar içeri.

Başkanlar takımın taraftarı tezahürat yaptığında kızar bazen. Der ki hep tezahürat olmaz, karşı tarafı da baskı altına almanız lazım.

Sen taraftarlık bile yapamazsın yani...

Boş adamsın. Futbol fabrikasının kenarında evine Mustang ile dönen mühendisin benzin parasını koyarsın.

Franco gibi işe yaramaz biri bile seni odunlukla itham eder. 80 bin kişilik uyku tulumuna benzetir stadyumu. Doğru mudur?