Son Saçmalamalar

Son Taşlananlar

altın fiyatları

Pazar, Temmuz 17, 2011

Tutsi Katliamı

Tutsi Katliamı (Ruanda Soykırımı)

Yakın tarihte gerçekleşmiştir. Üzerinden 30 sene ancak geçmiştir.

Sömürge anlayışı ile hareket eden Avrupa devletlerinden Belçika'nın pay sahibi olduğu iddia edilir. Bölgeyi Almanlardan devralan Belçika'lılar ülkenin doğal kaynaklarından yararlanmak amacıyla, bölgedeki insnaları ağır şartlar altında çalıştırmıştır. Bugün bize insan hakları konusunda nutuk atan AB'nin merkezinin bulunduğu ülkedir burası.

Sömürgeci ülkeler gittikleri ülkelerde 'bölücülük' faaliyetlerini kendi çıkarları amacıyla kullanırlar genelde. Ruanda'da da aynı anlayış söz konusuydu. Beyaz adam, ülkede yaşayan Tutsi ve Hutu'lar arasında bir seçim yapıp Tutsileri desteklemiştir. O dönemde, Hutular birçok haktan mahrumken, Tutsiler pozitif ayrımcılık görmüşlerdir. Sosyal alanda ve çalışma hayatında ezilen Hutularda zaman içinde ırkçılık duygusu pekişmiştir. Aslında aynı köylerde yaşayan bu insanların sömürge dönemi öncesinde birbirleriyle hiç derdi yoktur. Lakin sömürgeci anlayışın dolaylı olarak Tutsileri, Hutulardan üstün ilan etmesi hazin sonun başlangıcı olmuştur. Kan bağı olmamasına rağmen birçok yerli zengin de Tutsi kabul edilmiştir. Bunun ırkla ilgili değil siyasi olduğunu buradan anlayabiliriz.

Konumuza dönersek... 2. Dünya savaşının ardından Wilson ilkelerinin de etkisiyle uluslara kendilerini yönetme hakkı tanınınca, Ruanda'da bundan payını almıştır. Sayıca üstün olan ama aşağılanan Hutu halkı, seçimlerde büyük bir zafer kazanmıştır. Bu Tutsiler için kötü günlerin başlangıcıdır. Öyle ki daha ilk yıllarda birçok Tutsi, Hutuların aşağılanmasında pay sahibi olduğu gerçekçesiyle öldürülmüştür.

İktidarda olan Hutu ırkçısı yönetimin çabaları sonucu birçok Tutsi komşu ülkere göç etmek zorunda kalmıştır. Bu Tutsilerin çalıştığı pozisyonlara Hutular yerleşmiştir. Tutsiler gittikleri ülkelerde kendilerini daha da geliştirmişler ve çeşitli birlikler kurmuşlardır. Bu birlikler anavatanlarına dönüş için birer aracı olarak kullanılmıştır. Bu birliklerin en önemlisi de Ruanda Yurtsever Birliğidir. Bu oluşumun içinde yer alan Tutsiler ilk olarak diplomatik yollarla ülkelerine dönmeyi denemişlerdir. Lakin Hutu ırkçısı yönetimin buna izin vermeye niyeti yoktur. Çünkü Avrupalılar tarafından oluşturulan yapay NEFRET, büyük boyuttadır.

Diplomatik çabalarla sonuca varamayan Ruanda Yurtsever Birliği'nin artık tek seçimi vardı. SAVAŞ. Bu amaçla Ruanda'ya giren Tutsiler Hutularla çarpışmaya başlamışlardır. Lakin çok büyük bir hata yaptıklarının farkında değillerdir. Hutular nefret doludur ve Ruanda da hâlen göç etmemiş Tutsiler yaşamaktadır.

Ruanda Yurtsever Birliğnin savaştaki başarısızlığı, Tutsiler için tam bir felakettir. Zaten Tutsilere karşı kin duyan Hutular, Tutsilere olan nefretlerini kusmak için büyük bir fırsat bulmuşlardır. Tutsileri hain ilan eden Hutular kendi içlerinde oluşturdukları örgütler kanalıyla, saldırıya hazırlanmaya başlamışlardır. Ekonomik sıkıntı yaşayan örgütlerin silah alacak paralarının olmaması sorun olmamaıştır. Çünkü pala-satır-bıçak nispeten ucuzdur. Bunu düşünerek Çin'deki fabrikalara binlerce kesici alet sipariş etmişlerdir. Artık herşey hazırdır.

Devlet başkanı Hutunun bu örgütlerle doğrudan bağının bulunmadığı söylense de bu duruma sessiz kaldığı bilinmektedir. Zaten işin başladığı nokta da devlet başkanının uçağının düştüğü gün olmuştur. Hutular, Tutsilerin üzerine gitmek için yeni bir bahane bulmuşlardır böylece. Ülkede bulunan Birleşmiş Milletler güçlerinin de olacakları farkedip, ülkeyi terketmeleri Tutsileri açık hedef konumuna getirmiştir.

İşte bu tarihte, insan olanın dayanamayacağı bir acı başlamıştır. Hutular, yapay nefretle dolduruldukları Tutsilere karşı tarihin görmüş olduğu en acı soykırımlardan birine başlamışlardır. Kullandıkları palalar-satırlar yardımıyla birçok insanı öldürmüş, kimisinin de uzuvlarını vücutlarından ayırmışlardır. Kadınlara ve çocuklara ettikleri zulüm de büyük boyuttadır. Öyle ki Tutsileri aşağılamak için kadınlarına karşı bahsi bile korkunç olan yöntemler kullanmışlardır. İnsanlığın öldüğü o günlerde Tutsilerin cesetleri sokaklardan taşmıştır.

Bu saldırılar sonrasında Ruanda Yurtsever Birliği tekrar bölgeye girmek istemiş ama başarısız olmuştur. 3 ay boyunca katliamlar ve zulümler sürmüş, ölen 1 milyona yakın insanın çoğunun 'ateşli silah kullanılmadan' hayatına son verilmiştir.

Savaş sonrasında Tutsilerin gazabından korkan birçok Hutu ülkeyi terk etmiştir. İşin en acı taraflarından biri de kalan Hutuların hâlen Tutsilerle birlikte yaşıyor olmasıdır. Günümüzde bu bölgede yaşayan birçok Tutsinin uzvu eksiktir. Bu insanlar dahi saldırıda bulunan Hutularla komşuluk yapmak durumundadır.

Tüm devlet sisteminin çöktüğü bu saldırılar sonrası Tutsilerin yerleşim birimlerinde kurduğu mahkemeler 3'ün üzerinde insan öldüren Hutuların infaz edilmesini sağlamıştır.

Sonuç olarak Ruanda'da bu acı hâlen tazedir. Günümüzde de birçok Afrika ülkesi iç savaşlarla uğraşmakta, binlerce mülteci açlık ve sefaletle boğuşmaktadır.

Tüm bunların sebebi de sömürgeci anlayışın doğurduğu 'yapay nefrettir'. İşin en korkunç boyutu da yapay bir nefretin 1 milyona yakın insanın canına mâl olmasıdır kuşkusuz.

Tarihteki Büyük İnsanlık Ayıpları

Yıllar geçtikçe, çağlar değiştikçe insani değerlerin ön plana çıktığı söylenir. Genel anlamda bakıldığında öyledir. Demokrasinin yaygınlaşması ile birlikte gerçekten de böyle olmuştur. Çünkü seçilme kaygısı, devletlerin yürütme kanadında olan şahısları 'insanlara iyi davranmaya' ya da 'insanlara iyi davranıyormuş gibi gözükmeye' sevkeder. Örnekleri çoktur. Dünyadaki tüm ülkelerin hükümet programlarında insan haklarına vurgu vardır.

Peki artık insanî değerlere saldırı yok mudur? Hepimizin bildiği gibi vardır. İlkel çağlarda herkesin gözü önünde yapılırken bu saldırılar, günümüzde hasır altı edilerek devam etmektedir. Küçük boyutlu saldırılardan söz etmiyorum. Önemli makamların öncülük ettiği saldırılar anlatmak istediğim.

Ülkelerin kendi çıkarları adına, başka milletlere ettiği zulümler korkutucu boyuttadır. Günümüz çağında, örnekler rekor boyutta değildir belki. Ama hâlen sürmektedir. Ben yakın dönemde yapılmış birkaç insanlık ayıbından söz edeceğim. Herkesin dilinde dolanan 'Azteklerin 3 günde 20 bin insanı katletmesinden' daha büyük ve daha yeni olanlardan...

Başlıkları açtıkça bu konu altında ekleyeceğim.

Tutsi Katliamı
Nanking Katliamı
Birim 731
Auschwitz Kampı ve Dr. Mengele

Pazartesi, Temmuz 04, 2011

Anlamsız bir şarkı

Gripin'in yeni albümünde 'BEŞ' diye ilginç bir şarkı var. Sözleri saçma. Anlamsız. Yani manası yok.

Böyle saçma salak sözlere sahip bir şarkının, insanları kendisine bağlaması ilginç. Artık nasıl bir psikolojiyse bu şarkıyı 2 günde sanırım 40 seferin üzerinde dinlemişimdir.

Bilim adamlarını göreve çağırıyorum.