Yakın tarihte gerçekleşmiştir. Üzerinden 30 sene ancak geçmiştir.
Sömürge anlayışı ile hareket eden Avrupa devletlerinden Belçika'nın pay sahibi olduğu iddia edilir. Bölgeyi Almanlardan devralan Belçika'lılar ülkenin doğal kaynaklarından yararlanmak amacıyla, bölgedeki insnaları ağır şartlar altında çalıştırmıştır. Bugün bize insan hakları konusunda nutuk atan AB'nin merkezinin bulunduğu ülkedir burası.
Sömürgeci ülkeler gittikleri ülkelerde 'bölücülük' faaliyetlerini kendi çıkarları amacıyla kullanırlar genelde. Ruanda'da da aynı anlayış söz konusuydu. Beyaz adam, ülkede yaşayan Tutsi ve Hutu'lar arasında bir seçim yapıp Tutsileri desteklemiştir. O dönemde, Hutular birçok haktan mahrumken, Tutsiler pozitif ayrımcılık görmüşlerdir. Sosyal alanda ve çalışma hayatında ezilen Hutularda zaman içinde ırkçılık duygusu pekişmiştir. Aslında aynı köylerde yaşayan bu insanların sömürge dönemi öncesinde birbirleriyle hiç derdi yoktur. Lakin sömürgeci anlayışın dolaylı olarak Tutsileri, Hutulardan üstün ilan etmesi hazin sonun başlangıcı olmuştur. Kan bağı olmamasına rağmen birçok yerli zengin de Tutsi kabul edilmiştir. Bunun ırkla ilgili değil siyasi olduğunu buradan anlayabiliriz.
Konumuza dönersek... 2. Dünya savaşının ardından Wilson ilkelerinin de etkisiyle uluslara kendilerini yönetme hakkı tanınınca, Ruanda'da bundan payını almıştır. Sayıca üstün olan ama aşağılanan Hutu halkı, seçimlerde büyük bir zafer kazanmıştır. Bu Tutsiler için kötü günlerin başlangıcıdır. Öyle ki daha ilk yıllarda birçok Tutsi, Hutuların aşağılanmasında pay sahibi olduğu gerçekçesiyle öldürülmüştür.İktidarda olan Hutu ırkçısı yönetimin çabaları sonucu birçok Tutsi komşu ülkere göç etmek zorunda kalmıştır. Bu Tutsilerin çalıştığı pozisyonlara Hutular yerleşmiştir. Tutsiler gittikleri ülkelerde kendilerini daha da geliştirmişler ve çeşitli birlikler kurmuşlardır. Bu birlikler anavatanlarına dönüş için birer aracı olarak kullanılmıştır. Bu birliklerin en önemlisi de Ruanda Yurtsever Birliğidir. Bu oluşumun içinde yer alan Tutsiler ilk olarak diplomatik yollarla ülkelerine dönmeyi denemişlerdir. Lakin Hutu ırkçısı yönetimin buna izin vermeye niyeti yoktur. Çünkü Avrupalılar tarafından oluşturulan yapay NEFRET, büyük boyuttadır.
Diplomatik çabalarla sonuca varamayan Ruanda Yurtsever Birliği'nin artık tek seçimi vardı. SAVAŞ. Bu amaçla Ruanda'ya giren Tutsiler Hutularla çarpışmaya başlamışlardır. Lakin çok büyük bir hata yaptıklarının farkında değillerdir. Hutular nefret doludur ve Ruanda da hâlen göç etmemiş Tutsiler yaşamaktadır.
Ruanda Yurtsever Birliğnin savaştaki başarısızlığı, Tutsiler için tam bir felakettir. Zaten Tutsilere karşı kin duyan Hutular, Tutsilere olan nefretlerini kusmak için büyük bir fırsat bulmuşlardır. Tutsileri hain ilan eden Hutular kendi içlerinde oluşturdukları örgütler kanalıyla, saldırıya hazırlanmaya başlamışlardır. Ekonomik sıkıntı yaşayan örgütlerin silah alacak paralarının olmaması sorun olmamaıştır. Çünkü pala-satır-bıçak nispeten ucuzdur. Bunu düşünerek Çin'deki fabrikalara binlerce kesici alet sipariş etmişlerdir. Artık herşey hazırdır.
Devlet başkanı Hutunun bu örgütlerle doğrudan bağının bulunmadığı söylense de bu duruma sessiz kaldığı bilinmektedir. Zaten işin başladığı nokta da devlet başkanının uçağının düştüğü gün olmuştur. Hutular, Tutsilerin üzerine gitmek için yeni bir bahane bulmuşlardır böylece. Ülkede bulunan Birleşmiş Milletler güçlerinin de olacakları farkedip, ülkeyi terketmeleri Tutsileri açık hedef konumuna getirmiştir.
İşte bu tarihte, insan olanın dayanamayacağı bir acı başlamıştır. Hutular, yapay nefretle dolduruldukları Tutsilere karşı tarihin görmüş olduğu en acı soykırımlardan birine başlamışlardır. Kullandıkları palalar-satırlar yardımıyla birçok insanı öldürmüş, kimisinin de uzuvlarını vücutlarından ayırmışlardır. Kadınlara ve çocuklara ettikleri zulüm de büyük boyuttadır. Öyle ki Tutsileri aşağılamak için kadınlarına karşı bahsi bile korkunç olan yöntemler kullanmışlardır. İnsanlığın öldüğü o günlerde Tutsilerin cesetleri sokaklardan taşmıştır.Bu saldırılar sonrasında Ruanda Yurtsever Birliği tekrar bölgeye girmek istemiş ama başarısız olmuştur. 3 ay boyunca katliamlar ve zulümler sürmüş, ölen 1 milyona yakın insanın çoğunun 'ateşli silah kullanılmadan' hayatına son verilmiştir.
Savaş sonrasında Tutsilerin gazabından korkan birçok Hutu ülkeyi terk etmiştir. İşin en acı taraflarından biri de kalan Hutuların hâlen Tutsilerle birlikte yaşıyor olmasıdır. Günümüzde bu bölgede yaşayan birçok Tutsinin uzvu eksiktir. Bu insanlar dahi saldırıda bulunan Hutularla komşuluk yapmak durumundadır.
Tüm devlet sisteminin çöktüğü bu saldırılar sonrası Tutsilerin yerleşim birimlerinde kurduğu mahkemeler 3'ün üzerinde insan öldüren Hutuların infaz edilmesini sağlamıştır.
Sonuç olarak Ruanda'da bu acı hâlen tazedir. Günümüzde de birçok Afrika ülkesi iç savaşlarla uğraşmakta, binlerce mülteci açlık ve sefaletle boğuşmaktadır.
Tüm bunların sebebi de sömürgeci anlayışın doğurduğu 'yapay nefrettir'. İşin en korkunç boyutu da yapay bir nefretin 1 milyona yakın insanın canına mâl olmasıdır kuşkusuz.

0 yorum:
Yorum Gönder